Anasayfa
Ahlat PDF Yazdır E-posta
 I.                   İLÇENİN TARİHİ

 

A-TÜRK FETHİ ÖNCESİ AHLAT

 

1-Ahlat Adının  Menşei

 

Ahlat’ın adının menşei hakkında halk arasında hala süregelen bir efsane vardır . Bu efsane şöyledir;

“ Van Gölü’nün bu müstesna  kıyısında hüküm süren Urartu Kıralı “Lat”      Med’lerin saldırısına dayanamayınca şehir düşe ve hükümdar da ağır yaralar alır. Babasının başını dizine koyan hükümdarın kızı “Ah!”  çekerek  ince ince göz yaşları dökmektedir. Kızın “Ah! Lat , Ah! Lat” diye yükselen feryadı, Med’lerin şehre girmesine kadar devam eder . Urartu Kıralı hayata gözlerini yummuş ancak bilmeyerek çok sevdiği bu şehre ismini vermiştir.”

 

Şüphesiz bir efsane ama doğrusu hoş yakıştırılmış. Bunun yanı sıra ilçenin ismi islami  literatürde  Hilat” olarak geçer .

 

2-Ahlat’ta Çeşitli Hakimiyetler

Türkiye’de belki de  tarihi eserleri açsından eşi benzeri olmayan bir belde konumundaki Ahlat’ın  varlığı MÖ. 1500 yılına kadar uzanmaktadır.Asurlular’ın  bir uç beyliği olan şehir daha sonra Urartular’a geçiyor. İsmini de bu dönemde alıyor. Şehrin en eski sakinleri olan Urartular buraya “Halads” , Ermeniler “Şaleat” , Süryaniler  Kelath” , Araplar  Hil’at” , İranlılar ve Türkler ise “Ahlat” demişlerdir.

Ahlat’ta paleolotik döneme Tunç Devri’ne tarihlendirilen münferit eserler mevcuttur. Bu dönem esaslı olarak ilmi şekilde araştırılmamıştır .

Şehir MÖ.9.yy.’da  Asur hakimiyetine son veren Urartuların egemenliğine girmiş ve Urartuların şehirdeki bu hakimiyetleri MÖ.6.yy.’a  kadar devam etmiştir. Bu dönem hakkında pek bilgi yoktur.

MÖ.600 yıllarında Medlilerin ve Perslilerin  egemenliğine giren şehir daha sonra Anadolu’daki  Pers hakimiyetine son veren İskender’in yani Greklilerin hakimiyetine geçmiş , bundan sonra Port hakimiyetine girmiştir.Bu dönemde ayrıca Roma’nın ve Roma’nın ikiye ayrılmasından sonra da  Bizans’ın  egemenliğine giren şehir miladi 641 yılında burayı islam ordularının fethetmesine kadar Bizans egemenliğinde kaldı.

3-İslam Dönemi 

Şehir Hz. Ömer döneminde Cezire fatihi Iyaz bin Ganem   tarafından fethedilerek  İslam Devletinin egemenliğine girmiştir (641).  Ahlat Beyi yapılan antlaşma gereği vergi vermeyi kabul etmiş ve bu antlaşma Hz. Osman döneminde Doğu Anadolu’da harekatta bulunan Habib b. Mesleme tarafından tasdik edilmiştir. Hz. Osman’ın öldürülmesi , Hz. Ali döneminin de  karışık geçmesi ve nihayet Hz. Muaviye’nin  ölümüyle başlayan iç karışıklıklar sırasında Ahlat halkı da isyan etmiş ancak Emeviler’in  Cezire valisi Muhammed  b. Mervan tarafından şiddetle cezalandırılmışlardır. Böylece bölge Cezire valiliğine bağlanmıştır. Azerbaycan valisi Cerrah b. Abdullah’ın Erdebil’de  Hazarlara  yenilip  şehit düşmesi üzerine halife , Hişam b. Abdülmelik Said el Haraşi’yi   Hazarlarla mücadeleye memur etti (730-31). Ahlat’a gelen Haraşi  şehir kapıları kendine açılmayınca  şehri şiddetli bir muhasaradan sonra almıştır.

Abbasiler döneminde Ahlat’ta ki  mahalli hanedanlar ibka edildikleri gibi idari yapıda aynen korundu. Bu sıralarda Haricilerin  Musul ve Diyarbekir civarında faaliyetlerini yaygınlaştırdıklarını görüyoruz. Ahlat’ta  zaman zaman onların saldırılarına ma’ruz  kalıyordu. Mahalli idarecilerin 851’de Van Gölü ve çevresinde çıkan olayları bastırmaktan aciz kalmaları  yüzünden Samerra’dan gönderilen Büyük Boğa   asilerin reisi Musa b. Zürare’yi yakalayıp bu bölgede dirlik ve düzenliği yeniden kurdu. Abbasi hakimiyetinin zayıflaması üzerine Bizanslılar 928’de şehri almışlardır. Bundan sonra Ahlat’ta  X. yy.  sonunda bir Kürt sülalesi olan Mervanoğulları hüküm sürmüşlerdir. 

B- TÜRK FETHİNDEN SONRA AHLAT

 

1-Selçuklular dönemi

 

Türkler Anadolu’ya  geldiklerinde Ahlat dışındaki Van , Erciş, Malazgirt, Bargiri  gibi bölgedeki şehirlerin hepsi Bizanslıların hakimiyetinde idi.  Ahlat ise Hz.  Ömer döneminden beri zaman zaman el değiştirse de  müslümanların hakimiyetinde idi.  Bu bölgeye karşı Türk akınlarının VIII. yy.’da  başladığı bilinmektedir. Bu dönemde buraya hakim olan güç Bizans idi ve bu  bölgelere keşif hareketleri düzenleniyordu. Bizans ile askeri mücadele bölgesi uçlar itibariyle Suriye, El-Cezire e Doğu Anadolu ucu idi. Doğu Anadolu ucunda Ahlat ve Erzurum iki önemli şehirdir.

1071 tarihinden evvel büyük bir ihtimalle 1040 tarihinden itibaren Ahlat , Anadolu’ya gelen  Türkmenlerin uğrak yeri olmuştur. 1018’de Çağrı Beyin yurt edinmek amacıyla Van Gölü  kıyılarına bir keşif harekatı yaptığını, burada Bizans komutanı Senekherim’i   mağlup ettiğini ve daha sonra Maveraünnehr’e dönerek buraların fethedilebileceğine dair kardeşi Tuğrul Beye bilgiler verdiğini tarihi kayıtlar kaydetmektedir.

Türkmen Beyleri bu akınlara devam ettiler. Hatta 1040 Dandanakan Zaferinden sonra zaptı zaruri yerlerin başında Anadolu geliyordu. Bu maksada yönelik olarak 1040’dan sonra kurulan Büyük Selçuklu Devletine tabi olan Türkmen Boyları bunlara sağlanacak yer sıkıntısı zuhur edince bu boylar Andolu üzerinde yağma hareketlerinde bulunmaları için yönlendirildiler. Böylece buraya giden Türkmen zümreleri burayı yurt edinmek maksadını taşıdıkları için bir kısmı buralarda yerleşmiş bu da Anadolu’nun  fethini kolaylaştıran en önemli amil olmuştur.

İbrahim Yınal 1048 Hasankale Zaferiyle Bizanslıları ağır bir yenilgiye uğrattı. Tuğrul Bey 1054 yılında Ahlat üzerinden gelerek  Malazgirt’i kuşattı ancak alamadı.Sultan Alparslan devrinde Ahlat Selçuklu Devletinin Anadoluya düzenlediği seferlerde bir üs vazifesi görüyordu. 1066 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan’ın kumandanlarından olan Gümüştekin, Afşin ve Ahmetşah Anadolu içlerine başarılı akınlar yaparak o dönemde bir Türk garnizonu haline gelmiş olan Ahlat’a döndüler.

Sultan Alparslan Malazgirt’e Ahlat’an giderek burayı fethetmiştir. İbn’ül Ezrak Malazgirt Zaferine katılan Ahlatlıların zengin ganimetlerle döndüğünü ve bu tarihten sonra şehrin Sultan Alparslan tarafından tayin edilen valilerce yönetildiğini kaydetmektedir.

 

a-Ahlatşahlar Dönemi  (1100-1208)

 

Artukoğulları , Danişmendoğulları, Mengücekoğulları ve Saltukoğulları gibi Ahlatşahlar da Anadolu’da kurulmuş ilk Türk-İslam beyliğidir. Kurucusu Melikşah'ın amcası Yakuti’nin oğlu Kutbeddin’in Türk ırkından bir kölesi olan ve bu nedenle kendisine “Sökmen-el Kutbi  denilen Sökmendir.  Kurucusundan dolayı bu beyliğe Sökmenliler dendiği gibi  kurulduğu coğrafi yer itibariyle Ermanşahlar veya Ahlatşahlar da denilmektedir. Ahlatşahlar, Ahlat merkez olmak üzere  Erciş, Adilcevaz, Silvan,Malazgirt, Muş, Van, Muradiye, Gevaş, Eleşgirt, Tatvan, Hani, Erzen ve Tebriz şehirlerine hükmediyorlardı.

Türk egemenliğinde en parlak dönemini bu dönemde yaşayan Ahlat kaynaklarda mamurluğu ve zenginliği dolayısıyla ancak Mısır  ile mukayese edilebilmekte idi. Yine bu dönemde Ahlat  yetiştirdiği ilim, din, kültür ve sanat adamları, mutasavvıf ve zahitleri ile de çok müstesna bir yere sahipti. Bu özelliğinden dolayı şehir Buhara ve Belh ile mukayese edilerek islam dünyasında Kubbe’t-ül  İslam  adını alan üçüncü belde olmuştur. 1046 yılında Mısır’a seyahat eden meşhur seyyah Nasır-ı Hüsrev ,yolu üzerinde bulunan  Ahlat’a uğramış ve burada Arapça, Farsça ve Ermenice konuşulduğunu eserinde kaydetmiştir. Ancak bu durum Ahlatşahlar döneminde değişmiş ve buradaki halkın konuştuğu diller Türçe ve Farsça olmuştur. Bunlar arasında Kürtçe’nin zikredilmeyişi önemlidir.Ahlat XIII. yy.’da  tüccarları zengin , çarşıları geniş ve dolu, sanat ve hünerleri çeşitli,hayrat ve meyveleri bol olarak tasvir edilmiş, bahçeler içindeki şehir  Şam büyüklüğünde gösterilmiştir.  XIII. yy.’da  meydana gelen bir depremde buranın yerle bir olduğu ve buradan 120 bin hanenin Kahire’ye göçtüğü hadisesine bakılacak olursa buranın Şam büyüklüğünde gösterilmesi pek yadırganmamalıdır.

Esnaf ve sanatkarların  çokluğundan şehirde içtimai ve siyasi hayatta da  tesirini kuvvetle hissettiren bir ahi teşkilatı meydana  gelmişti. Bunun yanı sıra  Hamdullah Kazvini bağ ve bahçeleri bol ve meyvacılığı iyi olan Ahlat’ın  İlhanlılara her yıl 51.500 dinar vergi verdiğini kaydetmektedir. Bu dönemde Erzurum’un 22 bin, Bayburt’un 21 bin dinar vergi ödediği hesaba katılırsa Ahlat’ın ne kadar ma’mur ve zengin bir şehir olduğu daha iyi anlaşılır. Tabi ki bunun en önemli sebebi Ahlat’ın ticari ve kültürel zenginliğidir. Buna paralel olarak Ahlat’ta “Fityan adı verilen teşkilatlı esnaf ve sanatkar  birlikleri kurulmuştur. Bu Anadolu’da bir ilktir.  

Ahlat’ın  Ahlatşahlar döneminde ulaştığı bu muazzam  zenginlik  başka devletlerin dikkatini çekmiş ve bu yüzden Ahlat birçok devlet arasında hakimiyet mücadelelerine sahne olmuştur. Bu dönemden sonra bu mücadelelerin ilki Eyyübiler ile Ahlatşahlar arasında olmuş ve bu mücadele Eyyubilerin galibiyeti ve Ahlatşahların’da  tarihe karışmasıyla neticelenmiştir(1207-1208).

Bu tarihten sonra  1229 yılında Ahlat, Celaleddin Harzemşah tarafından kuşatıldı ve sekiz aylık bir kuşatmadan sonra şehir  ele geçirildi ve yağmalandı. Bu felaket üç gün boyunca  göraülmemiş bir şekilde devam etti. Bu kuşatma sırasında halkın  büyük bir kısmı öldü, bir kısmı da  şehri terk ederek sağa sola dağıldı.  Sultan Celaleddin’in  bu seferi onun islam dünyasındaki şan ve şöhretini alıp götürmüştür. 

 

Celaleddin Harzemşah’ın bu güzide beldeye verdiği zararı Alaleddin Keykubat ile giriştiği 1230 tarihli Yassıçemen savaşında perişan olmakla ve nihayet kaçarken Meyyafarikin dağlarında öldürülmekle ödedi.  Türkiye Selçuklu Devleti Sultanı Alaaddin Keykubat bu zaferden sonra devletin hudutlarını bir yandan Tiflis’e kadar genişletirken diğer yandan da  Sökmen İlindeki Eyyubi hakimiyetine son vererek Ahlat, Bitlis, Van, Adilcevaz, Malazgirt gibi yerleri ele geçirdi.  Sultan Alaaddin gerek Harzemşah gerekse Moğol istilalarıyla  metruk bir şehir haline gelen Ahlat’ta imar ve iskanı  yeniden düzenledi. Bu sayede Ahlat’ta emniyet ve refah başladı ticaret faaliyetleri tekrar canlandı. Ancak 1243 Moğol bozgunu bu canlanmaya engel oldu Moğol akın ve yağmaları, tahrip ve cinayetleri  medeni sukutu tamamlayan etmen oldu. 1243 yılında Hülagü tarafından ele geçirilen bu şehir 1335 yılına kadar İlhanlıların yönetiminde kalmıştır.Bütün bunlara rağmen Ahlat’ın Olcaytu döneminde bir eyalet merkezi  olduğu görülüyor. Buda bize  o dönemde de Ahlat’ın önemini muhafaza ettiğini göstermektedir. Ebu Said Bahadır Han’ın ölümünden sonra  (1335) Moğollar arasında başlayan mücadelelerden Ahlat bölgesi büyük ölçüde zarar görmüştür.

2-Karakoyunlular ve  Akkoyunlular Dönemi

İlhanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra valiler ve emirler arasında el değiştiren Ahlat 1451-1462 yılları arasında Karakoyunluların yağma ve tahriplerine ma’ruz kalmıştır. 1462 tarihinden itibaren Karakoyunlu Cihan Şah Mirza’nın yerini  Akkoyunlu Uzun Hasan Bey aldı. Ancak onunda Ahlat üzerindeki hakimiyeti uzun sürmedi . 1473 yılında Fatih Sultan Mehmed Han’ın  Otlukbeli Muharebesi’nde Uzun Hasan’ı mağlup etmesiyle  yöredeki Akkoyunlu  hakimiyeti sona erdi.Ahlat ve civarının egemenliği Akkoyunlular’dan sonra Safevilerin  eline geçmişse de  bu konuda hemen hemen hiçbir bilgi yoktur.

3-Osmanlılar Dönemi

Yavuz Sultan Selim Han  döneminde Şah İsmail ile yapılan Çaldıran savaşı sonucunda Ahlat Osmanlıların hakimiyetine girdi  (1514). Bu tarihten sonra Ahlat için yeni bir dönem başladı.   Yavuz burayı fethinden sonra göl kenarına bir kale yaptırmıştır. Bu kale Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Irak seferleri sırasında büyütülmüştür. Bu kalede Osmanlılardan kalma İskender Paşa Camii ve Hamamı ile Kadı Mahmut Camii bulunmaktadır. Ayrıca bu kalenin içinde bir mahalle bulunup Kale Mahallesi ismiyle anılmaktadır.

Şehrin kesin olarak Osmanlı hakimiyetine girmesi Kanuni’nin Irakeyn Seferi sonunda gerçekleşir. Bu sefer sonunda  Ahlat, Adilcevaz ve Erciş  Osmanlı idaresine girer. Ancak bir süre sonra Şah Tahmasb buraları tekrar ele geçirerek burada tahribata girişir (1548).

Yaklaşık kırk yıl süren Osmanlı-Safevi mücadelesi 1555’te imzalanan Amasya Antlaşması ile  son bulmuştur. Fakat çeşitli sebeplerle Moğol istilasından itibaren ehemmiyetini kaybetmeye başlayan şehir Safeviler  ve Osmanlılar zamanında Van Gölü havzasının en sönük şehri haline geldi.  Van bir eyalet merkezi olurken Ahlat’ta  Adilcevaz Sancağının bir kazası haline gelmişti. Şüphesiz bunda istilaların ve depremlerin payı oldukça büyüktür.

Önemli bir şehir olmak kolay değildir. Ahlat’ta önemli bir şehir olmasının sıkıntısını tarihi boyunca çekmiştir. Özellikle 1246 ve 1275-1276 tarihlerinde meydana gelen depremler sebebiyle Ahlat harabeye dönmüştür.

Nitekim  Amasya antlaşmasından birkaç yıl sonra yapılan tahrirde Ahlat’ın acıklı durumu açıkça görülmektedir. Defterde verilen rakamlara göre  şehrin nüfusunun askerler, diğer vazifeliler ve din adamları dışında 1600 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Ahlat Tanzimattan  sonra  Van eyaletinin Van sancağına, II. Abdülhamid devrinde ise Bitlis vilayetine bağlanmıştır (1892-93).

I. Dünya Savaşı dönemine ait bilgilerimiz ise çok kısıtlı. Bu dönemle ilgili bilgilerimizi yaşayan kişilerin hatıralarından öğrenmekteyiz. Mesela I. Cihan Harbinde Ahlat’ın  2000’den fazla şehit verdiği  yine hatıralarda zikredilmektedir.  Savaş sırasında ve sonrasında bir taraftan Rusların  bir taraftan Ermenilerin hücumuna ve katliamına uğrayan yöre halkı binbir güçlükle bu zulümden kaçarak başka illere göç eder. Hatta Ahlat’tan çıkarak Urfa’ya göç eden 93 kişilik bir kafilenin binbir zorlukla Urfa’ya vardığında 13-14 kişiye düştüğü yine hatıralarda zikredilir .

1916 yılında I. Cihan Harbinin  bütün hızıyla devam ettiği bir dönemde Ruslar geçtikleri yerleri talan ederek Ahlat’a varır. Akşam saatlerine doğru şehre yaklaşan Rus birlikleri kısa süre sonra asıl birliklerle birleşerek Ahlat’ın girişinde mevzilenirler. Akşamın alaca karanlığında karşıda görülen manzara müthiştir. Dev bir ordu kendini gizleme ihtiyacı bile duymadan Ruslar’ın  tam önünde dimdik durmaktadır.

Rus komutanının emriyle yoğun bir yaylım ateşi başlar. Fakat beyhude karşı tarafta hiçbir hareket yoktur. Ne kaçarlar ne de gizlenirler. Onca kurşuna rağmen yerlerinden bile kıpırdamazlar. Ateş emri tekrarlanır ancak karşıdaki manzara değişmez. Rus Ordusu karanlığın koyulaşmasıyla ateşi keser ve sabahı beklemeye başlar.

Günün ilk ışıklarıyla gördükleri manzara karşısında adeta şok geçirirler. Koca Rus Ordusunu durduranlar her biri  insan boyundan uzun mezar taşlarıdır. 

Bu bir hikaye  değil  I. Cihan harbinde Ahlat’ta meydana gelmiş ve hala anlatılan yaşanmış bir gerçektir. Şahitleri ise her biri birer sanat şaheseri olan mezar taşlarındaki kurşun izleridir. Düştükleri bu gülünç durum, Rusların  duygularını  mezar taşlarına karşı kine dönüştürür ve o güzelim abideleri açtıkları yolların menfezlerinde kullanırlar. Bu mezarlarda çok büyük tahribatlar yaparlar  ancak işgal fazla sürmez yaklaşık bir yıl sonra  mezarlıklarına bile yenildikleri  bu toprakları terk edip giderler.

4- Cumhuriyet Dönemi

 

Bu dönemle ilgilide kaynak bilgi ve belgelere ulaşamadık . Yine hatıralar ışığında hareket ederek dönemle ilgili bilgi vermeye çalışacağız.

Devlete ve millete karşı bağlılığını  tarihinin her devresinde koruyan Ahlat, I. Cihan Harbinde  bu hususiyetinden dolayı gerek Ermeniler ve gerekse  Ruslar tarafından eziyetlere, katliamlara  ve işkencelere tabi tutulmuşlardır. Milli mücadelede yararlılık gösteren  şehirlerin yine içindedir Ahlat. Hatta  Ahlat ve Ahlatlı’nın bu tavrından dolayı Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından buraya iki kez telgraf yollanmış ve Ahlatlı tebrik edilmiştir. Ancak bu telgrafların nüshaları şu anda mevcut değildir.

a-İzzet Bey İsyanı;

 

Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 yılında Ahlat tekrar  ilçe olmuştur. Bu dönemin en kayda değer hadisesi İzzet Bey isyanıdır. Bir kürt beyi olan İzzet Bey bu bölgedeki  karışıklıkları fırsat bilmiş ve Muştan gelerek Ahlat’ı almayı tasarlamıştır. Bu maksatla gelen İzzet Bey’in dört adamı kaymakam konağına girerek kaymakamı koltuğundan kaldırır ve yerine otururlar, ardından da  kaymakama hakaretler ederler. Bunu duyan 7’den 70’e tüm Ahlatlı kaymakam konağının avlusuna toplanır. Bu esnada halkın büyük sevgisini kazanmış bir çavuş olan Hamza Çavuş içeri girer ve bunları kovar. Ve onlara “Ahlatlı bu Ahlat’ı size vermez , vermeyecektir!” , der. Ve nihayetinde gerçekleşen isyanda Ahlat halkının devlete olan bağlılığı sayesinde kısa sürede bastırılır. Böylece , Ahlat büyük bir badireyi daha ucuz atlatmış olur.

Bu anlattığımız hadise Ahlat’ın tanınmış simalarından Deveci Hüseyin lakaplı Hüseyin Deveci’nin sözlü hatıralarından derlenmiştir. 

 

C-AHLAT’TA TÜRK MEDENİYETİ

 

1-Ahlatlı Sanatkarlar

 

Tarihin eski devirlerinden beri daima çeşitli devletlerin gözdesi olan Ahlat , bulunduğu stratejik konumu itibariyle de birçok  devletin iştahını kabartan bir belde olmuştur. Bu yüzden birçok devlet arasında el değiştirmiş , uğrunda devletler yıkılıp devletler kurulmuştur. Ahlat en parlak devrini Türk hakimiyetine girdikten sonra, Türk hakimiyetinde en parlak dönemini de  Ahlatşahlar devrinde yaşamıştır ( 1100-1207).

Ticaret  ve ilimin zirvede olduğu bu dönemde Ahlat’ta birçok ilim adamı  ve sanatkar yetişmiştir. Bu yönüyle Ahlat , islam  dünyasında Belh ve Buhara gibi büyük islam beldelerinden sonra “Kubbet’ül-İslam” lakabıyla  anılan üçüncü büyük belde ünvanını da  almıştır. Burada yetişen sanatkarlar Anadolu’nun çeşitli  yerlerinde, çeşitli yapılara da  imzalarını atmışlardır. Bugün  Anadolu’nun doğu ucunda Ahlat , Erzurum, Erzincan, Harput, Hısn-ı Keyfa, Mardin, Diyarbakır ve Malatya’daki  tarihi eserler bu toprakların hakiki sahiplerini tüm dünyaya ispat edebilecek kudrettedir.

Tarihimizde kılıçla kalemi en iyi kullanan bir Türk şehri olan Ahlat , aynı zamanda “Anadolu’nun kapısı Türkiye’nin tapusu  olarak da zikredilmektedir

Ahlat mezar taşlarındaki kitabelerde isimleri geçen sanatkarların Abdurrahim Şerif Beygu ve Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı hocalarımız yaptıkları araştırmalar neticesinde  tespit etmişlerdir. Bu bilim adamlarımızın tespit ettikleri sanatkar isimlerini buraya aynen alıyoruz.

 

 

a-El-hacc Mekki b. El- Hilati  

Konya Alaaddin Camii’nin minberini yapmış olan büyük bir sanatkardır. Bu Ahlatlı sanatkarların ağaç işçiliğinde de ileri olduklarını göstermektedir.

b-Hürşah El-Hilati

Sivas-Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa’sını yapan sanatkardır.

c-Ebu-Nema b. Mufaddalu’l Ahval El-Hilati

Tercan’daki  Mama Hatun Türbesi’nin mimarıdır.

d-Esed b. Haven El-Hilati

Gevaş Halime Hatun Kümbeti bu sanatkarın eseridir.

e-Kasım b. Üstad Ali

Ahlat mezartaşları üzerinde imzası bulunan bir sanatkardırlar. Aynı zamanda  Ahlat’ın en güzel kümbetlerinden biri olan Erzen Hatun Kümbeti’nin de mimarıdır.

f-Osman b. Hasan

Adı bilinen ilk  sanatkar olan Osman b. Hasan, aynı zamanda XIII. ve XIV. asır Ahlat ve çevresi ekolünün klasik addedilebilecek şahide kompozisyonunu ana hatlarıyla tespit eden  ilk sanatkardır.

g-İbrahim b. Kasım

 

Sanatkarın baba isminin “El-Kasım” olarak  kaydedildiği iki eser tanımaktayız. İkisi de Meydanlık Kabristanı’nın doğu  kısmındadır. Bu sanatkarın, 1217-1222  tarihli silindirik  sandukalı iki lahid yapmış olan “İbrahim” isimli taş ustası ile aynı şahıs olması kuvvetle muhtemeldir.

 

h-Hasan b. Yusuf

Klasik şahide kompozisyonunun öncülerindendir. Motifleri kaba ve iridir. Küçük ölçülerde eserler vermiştir.

I-Muhammed Davud

Henüz tek bir eseri ortaya çıkarılan bu sanatkar XII. asrın ilk çeyreğinde çalışmıştır.

i-Ahmed El Müzeyyin

Bu  sanatkarın eserlerine Ahlat Meydanlık Kabristanında  ve Reşadiye’de Çerkgilan Mezarlığında rastlamaktayız. Bu sanatkar yeni bir lahid formu , yeni kompozisyon ve motifler getirerek bir hamle yapmıştır.

j-Üveys b. Ahmed    

Ahmed El-Müzeyyin’in oğludur. Eserleri Meydanlık Kabristanının Kuzey-Doğu kısımlarıyla “Kadılar Mezarlığı” denilen  kısmında bulunmaktadır. Bu sanatkar da babası gibi yeni bir takım şekil, motif  ve kompozisyonları denemiştir.

Muhammed ve Asil isimli iki oğlu devrin en önemli ustalarındandır.

k-Esed b. Eyyub

Ahlatlı sanatkarlar içinde en orijinal ve en büyük olanlarından biridir. Üveys b. Ahmed’in talebesi olan bu büyük sanatkarın eserlerine Meydanlık Kabristanı ve Taht-ı Süleyman Mahallesi’ndeki mezarlıkta rastlamaktayız.

l-Cuma b. Muhammed   

Meydanlık Kabristanında halen üç eseri bulunan sanatkar XIII. asrın son çeyreğinde çalışmıştır. 

 

m-Asil b. Üveys

Üveys b.Ahmed’in oğlu, Esed b. Eyyub’un da talebesi olan bu büyük sanatkar XIII. asrın sonu ve XIV. asrın  ilk yarısında eserler vermiştir. Eserleri Meydanlık Kabristanı ve Taht-ı Süleyman Mahallesi mezarlığında çok sayıda bulunmaktadır.

n-Muhammed b. Üveys

Üveys b. Ahmed’in oğlu olup eserlerine sadece Meydanlık Kabristanında rastlanmaktadır.

o-Havend b. Bergi

Eserleri Meydanlık Kabristanı ve Taht-ı Süleyman Mahallesi mezarlığında bulunan sanatkar Esed b. Eyyub’un talebesidir.

ö-Esed b. Havend

Devrinin en büyük taş ustalarından biri olan sanatkar, Havend b. Bergi’nin  oğludur. Eserlerine Meydanlık Kabristanı ve Taht-ı Süleyman Mahallesi mezarlığında  rastlamaktayız.

p-Hacı Yusuf b. Miran

 Daha ziyade orta tabakanın mezarlarını yapan sanatkarın eserlerine Meydanlık  ve Taht-ı Süleyman Mahallesi mezarlığında ve Gevaş’ta Halime Hatun Kümbeti civarında bulunan kabristanda rastlamaktayız.

r-Hacı Miran b. Yusuf

Sanatkarın Meydanlık Kabristanı ve Taht-ı Süleyman Mahallesi mezarlığındaki eserlerinden başka Norşin (Güroymak)’de de iki eseri bulunmaktadır. Babası Yusuf b. Miran , amcası büyük üstadlardan Mirçe b. Miran olan sanatkarın Muhammed  b. Miran ismindeki sanatkar da oğludur.

 

s-Hacı Mirçe b. Miran 

Eserleri, Meydanlık Kabristanının daha ziyade “Kadılar Mezarlığı” denilen kısmı ile batı ucunda toplanmıştır.

Ağabeyi Yusuf b. Miran olan sanatkar devrin en tanınmış kişilerinin mezarlarını işleyen sayıları sınırlı büyük üstadlardan biridir.

ş-Muhammed b. Miran

Meydanlık Kabristanında iki eseri bulunan bu sanatkar eserlerini XIV. asrın son çeyreğinde vermiştir.

t-Ahmed

Meydanlık Kabristanında tek eseri bulunan bu sanatkar “Erzen Hatun Kümbeti”nin mimarı Kasım b. Üstad Ali’nin talebesidir.

u-Buus b. Şemsik ed-Darbabi El-Hilati

Meydanlık Kabristanının kuzeyinde iki eseri bulunan bu sanatkar eserlerinde itinalı işçiliği ve teferruattan kaçınması ile dikkat çeker.

ü-Kasım b. Muhammed

 Bir Akkoyunlu sanatkarı olduğu tahmin edilen bu sanatkarın eserlerine Meydanlık Kabristanında Kadılar Kabristanı mevkiinde rastlamaktayız.

Bütün bunların dışında Kayseri-Nevşehir yolu üzerindeki “Alay Hanı”’nı yapan sanatkar da yine Ahlatlı bir sanatkardır. 

 

2-Ahlatlı Bilim Adamları

 

a-Muhezibiddin b. Hübel

 

Ahlat Şahı İbrahim’in değer verdiği bu ilim adamı tıp ve edebiyatta meşhur idi. Aynı zamanda bu alim , Bağdat’ta devrin meşhur tabibi yahudi asıllı Ebul Berekat’ın talebesi idi.

b-Ebu Ali el-Ahlati

Felsefenin esasları ve şerhinde üstad sayılırdı. Onun “Adaletin hakemi insaftır.” sözü meşhurdur.

c-İbrahim b. Abdullah

 

Kimya biliminde ve lacivert boyası imalinde şöhret bulmuştur. Tıpta da  mahir olan bu zat Memlük sarayında saygı görmüş, Halep Emiri’nin oğlunu tedavi ederek kendisine bolca para verilmiştir.

1322’de Halep’te öldüğü zaman kendisine büyük cenaze töreni tertip edilmiş ve eşyaları arasında çıkan kimya aletlerini kimse kullanamamıştır.

d-Muhammed b. İbad b. Davud-ul Hilati

 

Alim olan bu zat Kahire’de Medrese-i Seyfiye’de müderrislik yapmış , 1254’te ölmüştür.

e-Mehmed b. Ahmed

Vaiz ve hatib olan bu zat sohbetleriyle ünlü idi. 

 

f-Şeyh Seyyid Hüseyin-i Ahlati

Şeyh Bedreddin’in hocasıdır. Şeyh Bedreddin hocasından aldığı dersler ile Timur’un ulemaya sorduğu sorulara cevap vermiş, Timur’da onu ulemanın büyüğü addetmiştir. Ahlatlı Hüseyin, devrinde Mısır ve diğer büyük şehirlerde ulemanın en ileri gelen ismidir.

g-Fahreddin Ahlati

XIII. asırda Meraga’da meşhur astronomi alimi Nasireddin Tusi  ile birlikte çalışan Türk alimlerinden biridir.

 

h-Vahideddin Ebu Hamidül Hilati

1339’da doğmuştur. Kuran’ın kıraat ilmine vakıf olup bu konuda birçok alime ders vermiştir.

I-Ahmed b. Yusuf-ul Hilati

Muhibüddin lakablı bu zat İbni Kulhi ve Dimyati gibi alimlerden hadis rivayet etmiş meşhur ulemadandır. 1395’de vefat etmiştir.

i-Takuyiddin Osman b. Siyavuş

Yazı sanatı ve fıkıhta önemli bir üne sahip olup Kuran’ın kıraat ilminde yedi tul’a sahip idi. 1336’da ölmüştür.

J-Dede Maksut

XV. asır ulemasından olup, Evliya Çelebi “Menakıb-i Evliya” adında bir eseri olduğunu yazmaktadır. 

 

k-Ali b. Ömer’ül Hilati

Ahlat’tan Mısır’a gitmiş, İbni Revah, Ebu’l Hüseyni b. Abik gibi asrın ulemasından ders okumuş ve Mısır  uleması arasına girmiştir.

l-Ahlatlı Şair Herai

1780 tarihinde yaşadığı bırakmış olduğu şiirlerinden anlaşılmaktadır.Şairin hayatı hakkında pek bilgi yoktur.

m-İzzeddin Hubel

Tıp alanında ün salmıştır. Sultan Alaaddin Keykubat’ın tedavisi için Malatya’ya gelmiştir.

 

n-Hüseyin El-Ahlati

Kimyagerlikteki mahareti dolayısıyla “Laciverdi”lakabıyla tanınırdı. Kimya ve tıp ilimlerinde esrarlı bir kudrete sahip olduğuna inanılırdı. Hatta bu yüzden halk arasında veli olduğu  kanaati vardı.

3-Ahlat’ta Halk Arasında Bilinen ve Kaynaklarda Rastladığımız  Evliyalar 

Yukarıda saydığımız ilim adamları dışında Ahlat’ta, XIII. ve XIV. asırlarda yaşamış ve burada hala türbeleri bulunan evliyalarla ilgili bilgilere A. Ş. Beygu hocamızın “Ahlat Kitabeleri” isimli eserinde rastlamaktayız. Bu bilgileri hocamızın eserinden aynen aktarıyoruz.

-Uludere Köyünde;

Börklü baba ve Abdullah-ül Ensari .

 

 

-Tunus Mahallesinde;

 

Sarı Baba, Kara Üryan Baba, Baba Mahmud, Hızır Baba, Kerami Baba.

-Ergezen Mahallesinde;

 

Baba Mecid, Koç Baba, Pehlivan Ali, Latif Baba, Mehmet Can Baba,Sultan Emir.

-Azat Kavak Mevkiinde;

 

Karakol Baba, Ak Mahmut, Çıplak Baba, Saçlı Baba.

-İki Kubbe Mahallesi Meydanlık Mezarlığında;

 

Şeyh Abdurrahman Molla  Müstecab.

-Taht-ı  Süleyman Mahallesinde;

 

Kudusi Baba, İpek Baba, Seyyid Hüseyin,Kul Hamza, Postlu Baba.

-Taht-ı Süleyman Mahallesi Aldeste Mevkiinde;

 

Sultan Seyyid ve Arkadaşları.

-Kırklar Mahallesinde ;

 

Eş-Şeyh Molla Ahmed Baba, İbrahim Baba Şeyh

Halk arasında hala mümtaz bir yere sahip olan bu zatlar hakkında efsanelere rastlayabilirsiniz. Bu zatlar hicretin VI. ve VII. asırları  arasında yaşamış halk mürşidi “Türk Alperenleri” dir.

 
< Önceki   Sonraki >
 
Sizce Türkiye' nin En Önemli Sorunu Ne ?
 
Vekilimizin Bitlis İçin Hangi Alanda Daha Çok Çalışmasını İstiyorsunuz ?
 


Galeriden Seçmeler

BİTLİS’İN  İLK  4  YILLIK  FAKÜLTESİ  KURULUYOR

Çok istenen, çok çalışılan, umutlar bağlanan, büyük bir rüyaydı Bitlis’e 4 yıllık fakülte kurulması.Herkes karınca kararınca bir şeyler yapmaya çalışıyordu.Sivil toplum örgütleri, eski-yeni tüm siyasiler, işadamları, eski-yeni tüm mülki ve yerel idareciler ve tabi ki değerli Bitlis halkı.Ve işte rüya gerçekleşti.Bitlis’e 4 yıllık fakülte kuruluyor.Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ne bağlı Fen-Edebiyat Fakültesi kararı, 21 Temmuz 2006 günü,YÖK’ten onaylanarak çıktı.

Bugün11
Toplam33663